Niştîman Sorxwîn
Doğal toplum tarihinde tanrıça bir öncüdür; o, toplum gerçekliğinde kendi bilincinin düzeyine ulaşmış, kendisine ait olan, kendisini ve toplumunu yönetebilen ve koruyabilen kadındır.
O, gerçekte kendisini adayan (yani kendisini toplumu ve varlığı için feda eden), hakikat uğrunda bir fedaidir. Bu hakikat üzerine, tarihten bugüne dek kadınlar; egemen ve iktidar sahibi erkek sistemine ve erkeğin baskıcı zihniyetine karşı hiçbir zaman boyun eğmemiştir. Kadın, her anını bir direniş içinde geçirmiş ve teslimiyeti asla kabul etmemiştir. Kendini kayalıklardan atmış, kendini yakmış, kendini bomba yapıp egemen erkek zihniyetinin merkezinde patlatmış; bedenini parça parça etmiş ama teslimiyeti kabul etmemiştir. Kadın; direnişçi yaşamında, ahlakında, onurunda ve ilkelerinde ısrar etmekte; tanrıçalardan aldığı o geleneği özünde korumakta ve sürdürmektedir.
Fakat ne yazık ki binlerce yıldır erkek örgütlenerek kadın karşısında güç kazandı; bu nedenle kadın, sonrasında bu özünü özgür bir iradeyle yaşatamaz hale geldi. Erkeğin etkisi ve zihniyeti altında ezildi ve baskılandı. Erkek zihniyeti kadın üzerinde o kadar egemen oldu ki, kadın başını kaldıramayacak noktaya geldi; bilge kadın en düşkün hale getirilerek erkeğin keyif ve eğlence aracı oldu. Erkeğin her şeyi (malı, mülkü, parası vb.) oldu ama kendisi olamadı. Kadının bu kaybediş tarihinde özellikle de Kürt kadını, en derin düşüşlerin yaşandığı bir süreçten geçiyordu.
Kuşkusuz, iradesiz bırakılan, fakir ve çaresiz kalan kadınların yanı sıra; direniş kültürü kadının özünde tarihsel ve derin bir biçimde korunmuş ve sürdürülmüştür. Bu gerçeklik, tanrıçaların anaerkil kültürüne kadar uzanır. Neolitik toplumun tanrıça kadınlarından kalan direniş mirası, bugün mücadeleci Kürt kadınında devam etmektedir. Kürt kadınında irade, özgüven, bilgelik ve öncülük gibi özellikler oldukça güçlüdür. Kadınlar, Kürtlerin geçmişteki 28 isyanında düşmana karşı direnişin öncülüğünü yapmıştır. Boyun eğmeyenlerin sayısı hesapsızdır. Besê ve Zarîfeler gibi kadınlar; varlığının, kadınlık onurunun, toprağının ve vatanının savunucuları olarak bu mirası kişiliklerinde korumuşlardır. Bu tarihsel miras, Rêber APO için de kadın mücadelesi üzerinde daha fazla durmasına vesile olan bir kaynak olmuştur.
‘Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ Kadın Mücadelesinin En Temel İlkesidir!
Rêber APO, bu temeller üzerine Kadın Özgürlük Hareketi’ni ve aynı zamanda ‘Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni inşa etti. Kadın devrimi, devrim içinde bir devrim olarak geliştirildi; çünkü Rêber APO’nun dediği gibi: “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez; kadının özgürlük düzeyi toplumun özgürlük düzeyini belirler.” Kadın devrimi gelişmeden, toplumsal devrimin güvence altına alınması mümkün değildir. Bu ikisi birbirine bağlıdır. Biliyoruz ki toplum tarihinde emeği ve varlığı ilk gasp edilen, köleleştirilen kesim kadındır. Savunmasız, felsefesiz ve ideolojisiz bırakılan kadındır. Erkek, kendi ideolojisini kadının köleleştirilmesi üzerine kurmuştur; bu yüzden bilim, ekonomi ve felsefe tamamen kadının aleyhine geliştirilmiştir. İdeolojisiz ve yaşam felsefesinden yoksun bırakılan kadın, erkeğe mahkûm oldu. Savunmasız kadın; ezilen ve teslim alınan kadındır. Kadının düşüşüyle birlikte toplum da tüm kutsal değerlerini ve onurunu yitirdi. Bu nedenle Rêber APO şöyle der: “Şimdiye kadar tüm ideolojiler üzerinde erkekliğin damgası vardır.” Kadını gerçekten temsil edecek, onun kurtuluşunu savunacak bir ideoloji yoktu; tüm ideolojiler erkek egemenliğini temsil ediyordu. Gerçekliğinden uzaklaştırılan toplumun devrime ihtiyacı vardır ama ideolojisiz bir devrim olmaz. Kadın kendini kölelik bağlarından ve cinsiyetçi sistemden kurtarmadıkça toplum özgürleşemez. Rêber APO bunun önemini gördü ve Kadın Kurtuluş İdeolojisi üzerinde derinlemesine durdu. Feodalizmin kalıpları ve Ortadoğu’nun cinsiyetçi/dindar yapısı içinde kadın devrimini inşa etmek kolay değildi. Rêber APO büyük bir ustalıkla, anlamlı bir fikir ve felsefeyle binlerce kadını devrim etrafında topladı. Bu devrimin adını “kadının gerçek sevgi devrimi” koydu. Bu devrimle biz kadınlar yeniden kimlik ve varlık sahibi olduk.
Kadın Ordulaşması ve YJA STAR
Rêber APO kadına güvendi ve onun gizli gücünü açığa çıkardı. Şöyle dedi: “Erkek egemen sistem önce kadını vurun diyor, ben ise önce kadını ayağa kaldırın ve özgürce yaşatın diyorum.” Bu doğrultuda Rêber APO, Kürdistan’da özgür kadın ordusunu geliştirdi. Kadın ordusunda esas savaş, erkek egemen sisteme ve Kapitalist Modernite zihniyetine karşı yürütülmektedir. Bu savaş, kadınlar ve toplum için bir varlık ve özgürlük savaşıdır. Her kadın arkadaş, özgürlük saflarına katılmadan önce bu gerçeklerle yüzleşir ve kurtuluşunu Rêber APO’nun gücünde görerek katılır. Kadının Rêber APO’ya olan inancı, felsefi bir bağ oluşturmuştur. Rêber APO: “Kadının katılmadığı bir devrim başarıya ulaşamaz” der. Tarihin sayfalarında yitirilmiş olan kadın; devrime katılarak kendini tanıdı, savaşmayı öğrendi ve zayıf yanlarını aştı. Bugün binlerce kadın bu miras üzerinden mücadeleyi yürütmektedir.
Berîtan (Gülnaz Karataş) Yoldaş, Ordulaşmamızın Sembolüdür
Berîtan yoldaş bizim için kadın ordulaşmasının sembolü ve temel gücü oldu. Direnişi ve duruşuyla direniş ve zafer çizgisinin temsili haline geldi. Binlerce kadın şehit, Berîtan yoldaşın yolundan giderek yenilmez bir intikam ordusu kurdu. Berîtan; özgür iradenin, teslimiyeti kabul etmeyen ve direnişi esas alan kadının adı oldu. Rêber APO: “Kadın ordusu benim hayallerimin güzelliğidir” dedi. YJA STAR, Berîtan çizgisinde zaferi esas alarak Rêber APO’nun hayallerinin güzelliği oldu. YJA STAR güçleri; Avaşîn, Metîna ve Zap’ın savaş tünellerinde tarihi bir direniş yürüttü. İşgalci düşman her türlü kimyasal silah ve ahlak dışı yöntemle saldırdı ama Apocu militanların çelikten iradesini kıramadı. Asya ve Rojger yoldaşların Ankara’daki eylemi, düşmana tarihi bir darbe vurdu ve fedailiğin sembolü oldu. Bu duruş, kadın komutanlığının ve Kürt kadınının savaşçılığının ulaştığı düzeyi net bir biçimde ortaya koydu.
Yeni Süreç ve Demokratik Toplum Manifestosu
27 Şubat 2025 tarihinde, Rêber APO’nun çağrısıyla “Demokratik Toplum ve Barış” odaklı yeni bir süreç başladı. Bu çağrı her yönüyle etki yarattı ve sistemin tüm planlarını altüst etti. İmralı’daki 27 yıllık ağır tecrit koşullarının ardından Rêber APO, cesur ve güçlü iradesiyle bir kez daha farkını ortaya koydu. Yıllar sonra Rêber APO’dan haber almak, görüntü ve sesini duymak bizler için en büyük heyecan ve güç kaynağı oldu.
Rêber APO son değerlendirmelerinde kadınlar için; “Ben bu süreci sizin için başlatıyorum” ve “Kadınlar bu sürecin motor gücü olacak” dedi. Bu perspektifler doğrultusunda mücadeleyi geliştirmek biz kadınlar için tarihi bir fırsattır. 2026 yılına girerken, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Newroz kutlamalarında kadınlar öncülüklerini her alanda gösterdiler. Alanlarda yükselen “Rêber APO’nun fiziki özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür” haykırışı, sürecin temel karakterini belirledi.
Mücadeleci kadınlar olarak görevimiz; Rêber APO’nun fikirlerini tüm kadınlara ulaştırmak ve yaşamın her alanını bu felsefeyle donatmaktır. Rêber APO bize yeni bir yaşamın kapılarını açtı; biz de bu yolda kararlılıkla yürüyeceğiz.


